Bazı fezâil kitaplarında ve bunlara bağlı olarak kimi Müslümanlar arasında Regaib gecesinin, Peygamberimiz’in dünyaya teşriflerinin ilk halkasını teşkil eden anne rahmine şeref verdiği gece olduğu şeklinde yangın bir telakki vardır. Ancak bu gece ile velâdet-i Nebeviyye arasındaki müddet, bu telakkinin doğru olmadığına işaret etmektedir. Şu kadar var ki Hz. Âmine’nin Fahr-i Âlem Efendimiz’i hâmil olduğuna bu geceden itibaren muttali olmuş olabileceği akıldan uzak değildir. Regâib kandilinin, Rasûlullah efendimizin babası Hz. Abdullah'ın evlendiği gece olduğu da iddia edilmiştir ki, kutlu doğum tarihi bu iddiayı çürütmektedir. Bazı Müslüman ülkelerde kimi yörelerde, bir asırdan beri, Abdullah'ın evlendiği geceye, Regâib kandili ismini veriyorlar. Regâib gecesine böyle ma'nâ vermek doğru değildir. Böyle söylemek, Rasûlullah efendimizin dokuz aydan önce dünyayı teşrif etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu da, noksanlık ve kusurdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan kusursuz olduğu gibi, Amine vâlidemizi nûrlandırdığı zaman da, noksan ve kusûrlu değildi. Bu zamanın noksan olması, tıp ilminde ayıp ve kusûr sayılmaktadır. Peygamberler ise ismet sıfatın sahip oldukları için böylesi kusurlardan berîdirler.
Diğer taraftan meseleyi uzlaştırıcı ve çözümleyici bir yaklaşım ise şöyle açıklama getirmektedir: “İslamiyet’in ilk zamanlarında ve İslamiyet’ten evvel, Receb, Zilka'de, Zilhicce ve Muharrem aylarında harb etmek harâm idi. İslamiyet’ten evvel, araçlar, Receb veya Muharrem aylarında harb edebilmek için, ayların yerini değişdirir, ileri veya geri alırlardı. Rasûlullah (sav), hicretin onuncu senesinde, yüzküsur bin müslümân ile vedâ' haccı yaptığı zaman: ‘Ey Ashâbım! Haccı tam zamânında yapıyoruz. Zaman döndü dolaştı, nihayet ilk başladığı noktaya ulaştı. Artık ayların sırası, Allahü Teâlânın yarattığı zamandaki gibidir.’ buyurdu. Babası Abdullahın evlendiği sene, ayların yeri değişik idi. Receb ayı, Cemâzilâhır yerinde idi, yani bir ay erkene alınmış idi. O hâlde, nûr-i Nübüvvetin, Âmine valdemize intikâli, şimdiki Cemâzilâhır ayındadır, Recebteki Regaib gecesinde değildir.” Dolayısı ile Mefhara-i Kâinat Efendimiz’in annesinin rahmine teşrif ettiği ilk gece, 571 yılı itibariyle o zamanki Arapların bir ay öne aldıkları için Receb ayının ilk Cuma gecesi olarak görünmekle beraber, hakikat-i halde Cemâziyelâhir’in ilk Cuma gecesi olmaktadır. Malum, Kamerî yılın ayları sırasıyla: Muharrem, Safer, Rabîülevvel, Rabîülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce’dir. Veda haccından zamanımıza kadar haram ayların ve dolayısı ile Receb’in de artık bir daha yerinin hiç değiştirilmemiş olması itibariyle, bugün için de cemâziyelâhir’in ilk Cuma gecesi (olum tarihi) ile Rabiülevvel’in 12’si (doğum tarihi) arasında tıbbî hamilelik süresi olan 280 gün bulunduğu ortaya çıkacaktır ki bu hem yukarıdaki tarihî bilgiye hem de tıbbî bilgiye uygun düşmesi bakımından yabana atılamaz bir bilgi olmaktadır; daha isabetli ve güçlüsü de henüz bilinmemektedir.
Bu açıklama gerçekten muhtemel münakaşalarda ikna edici ve meseleyi çözücü mahiyettedir. Ne var ki bununla beraber Regaib gecesinin dinî temelleri sadedinde böyle bir kabul de yeterli rasanet ve asliyete sahip midir? Regaible alakalı kesin olan şudur: Peygamber Efendimiz’in Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lutf u ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği gerçeği ve buna bağlı olarak da ümmetinin dualarının kabul edilip benzerî bir mazhariyetin kapılarının kendilerine açılmış olma fırsatıdır. Gecenin kutsiyetine dair Rasulullah’ın anne karnındaki hayat süreci içinde muhakkak daha başka mühim bir hadisenin vuku’ bulmuş olması mülahaza edilse, araştırılsa, acaba daha güçlü hangi olaylara ve delillerine ulaşılabilir? Böyle ilmî ve fikrî bir seyahat için şöyle ki diyelim:
Bediüzzaman
Hazretleri de Regaib’in kudsiyetini vurguladığı bir yerde, Hazret-i Risalet’in
(sas) bir derece bir cihette âlem-i şehadete (dünyaya) Regaib gecesi teşrif
ettiklerini bildirir. “Bir derece, bir cihette âlem-i şehadete teşrifi” ifadesi
ile bu teşrifi takyid altına almış olması da manidardır; fakat bu mübhemlik,
İnsanlığın İftihar Tablosu’nun rahm-i mader’de ispat-ı vücud ettikleri ilk günü
tam olarak tespit edebilmenin mümkün olamayışı sebebiyledir. Şöyle ki:
Matematiksel olarak hesapladığımız takdirde: her Recep ayının ilk Cuma gecesi
olan ve Rasulullah’ın anne rahmine düştüğü gece olduğu söylenen Regaib kandili
ile, (Rabiülvvel ayının 12. gecesi olan) Efendimiz’in doğum günü Mevlid kandili
arasında yaklaşık olarak 8 ay 10 veya 17 günlük bir zaman dilimi bulunmaktadır.
Dolayısıyla ortalama bir ay gibi bir süre eksik çıkmaktadır. Eğer
Peygamberimiz’in anne karnında ikamet müddetini –her normal insan gibi- 9 ay 10
gün üzerinden hesaplayacak olursak –ki hesaplamalıyız-, Efendimiz’in ana
rahmine ilk teşriflerinin Cemaziyelevvel ayının son haftasına müsadif olduğu
sonucuna ulaşılması kaçınılmazdır.
Vakıa erken doğum hadiseleri olabiliyor; ancak İslam Tarihi ve Siyer kaynaklarında Efendimiz’in erken doğmuş olduğuna dair herhangi bir beyan sözkonusu değildir; zaten eğer realitede böyle bir durum olsaydı, bu muhakkak ya Peygamberimiz’in mübarek anneleri, ebeleri, akrabaları tarafından, ya da ashab-ı kiramı tarafından dile getirilirdi. Peki her şeye rağmen bu erken doğum bilgisi bir gerçek olup, ancak o dönemde şüyû bulmamış olamaz mı? Meçhulümüz bazı maslahat ve hikmetlere binaen çoğunluk avam-ı mü’minîne böyle bir hakikat bildirilmiş olamaz mı? Tabii ki olabilir, mümkündür; ama mümkünü’l-vukû mudur, bilemeyiz, ama çok çok uzak bir ihtimal olmanın ötesine gitmeyeceği âşikardır. Çünkü Hz. Muhammed’in risaletine karşı çıkanlar ellerindeki bütün bilgileri aleyhine kullandıkları gibi, büyük bir ihtimalle bu erken doğumu da kullanmış olmaları düşünülebilirdi. Kaldı ki ismet sıfatını hâiz peygamberler, yaratılışları itibariyle de kusursuzdurlar; hele peygamberler peygamberi olan Habib-i Kibriya Efendimiz, katiyen “erken doğmuş” olamaz.
Regaib Kandili, demek ki o beklenen Nebi’nin anne karnında olduğu bir sürece tevafuk eder. Belki de o sürecin ilk mühim merhalesinin kilometre taşıdır. Halk arasında –hakikate muhalif olarak- anne karnına düştüğü gece olarak bilinen Regaib Kandili, bazı âlimlerce annesi Âmine Hatun’un Peygamberimiz’e hamile olduğunu farkettiği, belirtileri yakaladığı gecedir. Bediüzzaman Hazretleri ise Regaib gecesinin Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi’rac gecesinin de Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının ünvanı olduğunu bildirmektedir. Regaib’in kudsiyetini vurgularken de, Hazret-i Risalet’in (sas) bir derece bir cihette âlem-i şehadete (ana rahminde dünyaya) Regaib gecesi teşrif ettiklerini haber vermektedir.
Bu iki iktibası mercek altına alalım: 1. Regaib Kandili, Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının başlangıcının ünvanıdır. 2. Hazret-i Risalet bir derece bir cihette âlem-i şehadete Regaib gecesi teşrif etmişlerdir. Şimdi Hz. Rasul, Regaib gecesi rahm-i maderinde olduğuna göre, öyle mühim bir olay olmalı ki gerçekleştiği gece kutsiyet kazansın ve “kandil”e dönüşsün. Bu, onun risaletinden sonraki hayat-ı seniyyelerinde tahakkuk eden bir mazhariyet olabilir, bu meyanda rivayetler var. Fakat anne karnında –tahminî- o ilk kırk güne tekabül eden zaman diliminde cereyan eden en büyük hadise kanaatimce ona taraf-ı ilahîden bir meleğin gönderilmesi hadisesi olabilir, Allahü A’lem. Hem annesi Hz. Âmine Hatun, o irsâl-i melek esnasında veya hemen akabinde onun varlığını farketmiş olabilir. Bediüzzaman Hazretleri Regaib için “Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının başlangıcının ünvanı” diyor. Terakki ise insanın manevî cihetiyle, yani melekûtî yanı ile alakalı bir husustur. Bedenî uzuvların ilk cem’i ve melekûtiyete açılması, tekâmül ve terakkiye müstaid kılınması işte o ilk ziyaret edilişle birlikte zaman şeridi içerisinde start almıştır denebilir. Bu bir. İkincisi: “bir derece, bir cihette âlem-i şehadete teşrif ettikleri gece” diyor. Fizik bedeninin çekirdeği (DNA şifreleri, ilmî programı, mimarî projesi) daha önceden zaten şehadet âleminde âbâ ü ecdâdının sulbünde asırlardan geçe geçe ilerleyerek tâ o vakte ulaşmıştı, ve bu şehadet âlemi dâhilinde gerçekleşen fizikî bir intikal-i maddiye-i asliye idi. Fakat “âlem-i şehadete teşrif” ise, âlem-i gaybden olur. Bu da onun ruhlar âleminden şu görünen şehadet âlemine ruhen geçişi öncesi, bedeninin ilk defa bütünüyle bir araya toplanmasını ve bir melek vasıtasıyla ruhanî ve melekûtî donanımını mahiyetinde barındıracak olan cism-i nezihinin bütünüyle tayin ve kaydının yapılmasını akla getirmektedir.
Ne var ki ruhun cenine üflenmesi 120 gün sonra olduğundan, Regaib kandilini Efendimiz’in pak ruhunun mübarek ceninine üflendiği gece olarak tespit doğru olmamaktadır, zira doğum tarihi Rabiülevvel ayının 12. gecesidir. Eğer Regaib gecesi 4 aylık (120 günlük) ise, mevlid kandiline kadar 12 ay 10 gün gibi bir süre oluyor ki toplamda, Efendimiz’in rahm-i maderde 1 yıl 10 gün kalmış olması ne tıbben, ne fıtraten, ne de diyaneten kabul edilemez bir durum olur. Geriye tek bir alternatif kalıyor ki o da, çocuğun anne karnındaki evreleri ile alakalı Buhari-Müslim’den iki hadis-i şerifin ışığında nihâî hükme varmaktır: Efendimiz’in Regaib gecesi ya 40’ını, ya da 42’sini doldurduğu; dolayısıyla da, her insane gibi anne karnındaki dünyevî yaratılışı itibariyle 40. gününde o güne kadar rahimde yüzer vaziyette bulunan nutfelik devresinin bitip “alaka” olma sürecinin başladığı ve mikro vücudun ilk cem’ hadisesinin gerçekleştiği.–bir hadise nazaran- 42. günde ise bir meleğin gelerek rahm-i maderdeki masum ceninin suretini/şeklini, kulağını, gözünü, derisini, etini, kemiğini.. vs. tayin ettiği, yazdığı; cinsiyetini, ecelini ve rızkını da bizzat Allah’a sorup ondan aldığı cevaplara göre bir sayfaya kaydettiği ortaya çıkmış olur. Hz. Âmine validemiz de ancak o zaman böyle bir ilk cem’ ve tayin sonrası neye hâmile olduğunu belirtilerinden fark etmiş olabilir. Fakat Regaib kandiline esas teşkil eden husus onun bu fark edişi değil, ondan daha önemli olan Efendimiz’in anne karnında bir bütün olarak ilk defa toplanışı, ve ilk defa dünyada bir meleğin kendisine gönderilip onunla “bütün” olarak muhatap oluşu gibi Buhari-Müslim hadislerinin ortaya koyduğu mühim gerçek olmalıdır.
Bir başka önemli husus da şudur: Regaib, Cuma gecesidir. Cuma ise, kelime olarak “toplama, bir araya getirme” manalarına gelen cem’ kökünden türetilmiş bir isimdir. Mahlukatın yaratılışın kemale ermesi yahut Hz. Adem’in yaratılışının o gün tamamlanması, vücudunun bir bütün olarak bir araya getirilip toplanması sebebiyle bu zaman dilimine Cuma günü (toplama vakti) adının verildiği söylenmiştir ve yaratılışının tamamlanması, en hayırlı gün, günlerin efendisine damgasını vurmuş, adını vermiştir. Dolayısı ile tıpkı mahlukat gibi, o mahlukatın, nurundan yaratıldığı ve yüzü suyu hürmetine var edildiği Eşref-i Mahlukat (sas)’ın mübarek bedenlerinin bir bütün halinde ilk defa bir araya toplanmış olduğu gece olan Receb’in ilk Cumasının da kutsal bir gece olması gayet tabiidir; o güne Regaib günü adının verilmesi ve damgasının vurulması pek münasip ve muvafıktır. Yine aynen insanlığın atası Hz. Âdem’in yaratılışının o gün tamamlanması gibi, insaniyetin ve bütün kevn ü mekanın mübarek nurundan yaratıldığı ilk insan öncesi ilk varlık olan Mebde-i Mahlukat (sas)’ın muazzez bedenlerinin anne rahminde ilk defa tamamlanarak bir bütüne ulaştığı gece olan Receb’in ilk Cumasının da mukaddes bir gece olması gayet muvafıktır, münasibtir; dahası, olması ehaktır, ahrâdır, elyaktır, elzemdir. İşte Cuma kelimesinin sözlük manası olan “toplama, bir araya getirme” manalarına uygun olarak, Receb’in ilk cumasında Peygamber Efendimiz’in cism-i nurânîlerinin anne karnında ilk teşekkül ettiği, ilk defa tam olarak toplanıp bir araya getirildiği gece olarak istinbat etmek pek muvafık düşmektedir. Ama, fakat velakin –herşeye rağmen, evet her türlü delile rağmen- bütün bunların Regaib gecesi olmuş olabileceği sadece kuvvetli bir ilmî tahmin, ilhamî bir istidlal ve vicdânî bir hüsnüzandan ibarettir, bazı ulemanın istihraçları ve bazı ehl-i irfanın keşifleri ile kâimdir. Tabii herşeyin aslını ve doğrusuna ancak Allah bilir. Netice: Allahü a’lem.
Her ne kadar kesin bir tespit mümkün olmasa da, aklî olarak şöyle bir hesaplama ile Efendimiz’in rahm-i madere düştüğü günü de aşağı-yukarı tahmin etmek mümkün olabilir, şöyle ki: Receb’in ilk Cuma gecesi olan Regaibin Efendimiz’in 40’ı veya 42’si olmasına itibarla, 571 tarihinin Receb ayının ilk Cuma günü tam tespit ile o ilk Cuma gününden itibaren geriye doğru 40 veya 42 gün sayılır ise, Nur-u Muhammedî’nin anne rahmine düştüğü gece de bir-iki farkla tespit edilmiş olabilir. Kamerî ayların hilale bağlı olarak 29 veya 30 gün çekmesi itibariyle, Kamerî takvime göre bir yıl, Güneş takviminden 10 gün daha eksiktir. 365 gün değil de, 355 gündür. Receb’in 1’inin Cumartesiye rastlaması durumunda, ilk Cuma 7’si olur, dolayısıyla da Regaib kandili 6’sı Perşembe ila 7’si Cuma arasındaki gece olmuş olur. (2005 yılı itibariyle mesela böyle). 40 gün önce olduğuna göre; Cemâziyelâhir’i 30 olarak alır isek, Cemâziyelevvel’in (de 30 çekmesine göre) 28’si gecesi Rasulullah’ın rahm-i madere teşrif ettiği gece olmuş olur. Bu tahmînî hesaba göre rahm-i madere teşrif Cemâziyelevvel’in 22’si ila 28’i arasındaki günlerden birisi demektir. Bu bir. İkinci matematiksel tahmin ise:
12 Rabiülevvel’den geriye dönük başlamak üzere, Tıp ilminde 40 hafta, yani 280 gün olarak kabul edilen hamilelik süresi hesaplanarak da ilk olum gününe ulaşılabilinir. Tabii 12 Rabiülevvel’in muhakkak doğru olmasına bağlı olarak öbürü de daha güvenilir bir netice olacaktır. Böyle bir hesapta kamerî aylara göre tarih Cemâziyelâhir’in ilk bir-iki gününe tekabül eder. Bu bilgi ile 571 yılında Arapların Receb ayını bir ay öne çekmiş oldukları mezkur bilgisini birbirine birleştirir isek, son tahlilde şunu diyebiliriz: Rasul-i Ekrem’in anne karnına düştüğü gece Cemâziyelâhir’in ilk Cuma gecesi olabilir. Eğer Regaib gecesi –birilerinin telakkisine göre- Efendimiz’in anne karnına düşmesinden dolayı kutsal ise, o halde bu mezkur bilgiye ve doğru hesaplamalara göre gayet açıktır ki Regaibi Cemâziyelâhir’in ilk Cuma gecelerine kutlamak daha doğru olacaktır. Kaldı ki nâçizâne düşüncemize göre, Regaib kandilini, –hakkında hiçbir hadis veya güçlü bilgi kaynağı bulunmaması sebebiyle- Peygamber Efendimiz’in ne anne karnına düşmesi ile, ne annesinin ona hamile olduğunu farketmesi ile, ve hatta ne de 40’ı, yahut 42’si ile ilişkilendirmeksizin; doğrudan Efendimiz’in (sav) Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lutf u ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği kutlu bir gece olarak bilmek, öyle inanmak ve ona göre bir anlatım içerisine girmek daha münasip ve emin bir yol olacaktır. İslam hukuku âlimi Ömer Nasuhi Bilmen’in “Sebeb ne olursa olsun, bu (Regaib) gece(si) pek mübarek bir gecedir. Bu geceyi ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür.” hükmü ehemmiyetlidir.
